Hata oluştu. Lütfen tekrar deneyiniz.
X
Sepet
Sepetinizde ürün bulunmamaktadır.
EN TR
TR
EN
Kombi Kazan Isı Pompası Güneş Kolektörü Brülör Radyatör Isı Gideri Paylaşım Sistemi Yardımcı Ürünler
Bireysel Soğutma Merkezi Soğutma
Dalgıç Pompa Santrifüj Pompa Dalgıç Pompa Motorları Hidrofor Sirkülasyon Pompası
Bina Yönetim Sistemleri Enerji Verimliliği Danışmanlık Hizmetleri Isı Paylaşım Hizmetleri Satış Sonrası Hizmetleri
Yetkili Satıcılar Yetkili Servisler Tüketici Destek E-Ticaret Destek
Genel Bakış Faaliyetler Referanslar İnsan Kaynakları Yatırımcı İlişkileri Medya Kişisel Verilerin Korunması
ANASAYFA
Isıtma
Soğutma
Su Basınçlandırma
Mühendislik Hizmetleri
Destek
Kurumsal
İletişim

İş Yaparken ‘Üzeyir Garih Ne Derdi’ Diye Düşünmeden Karar Almayız

Alarko’daki ilk işi merhum Üzeyir Garih’in asistanlığı olan Alarko Yönetim Kurulu Üyesi Leyla Alaton, “Öyle bir adamın yanında hayata başlamak sizin çıtanızı çok yakarı çıkarıyor. Onun yanında başlamak çok eğitici ve öğretici oldu” diyor. Onun ölümünü “kabus bir gün” gibi hatırlayan Alaton. “Öldüğünde ikinci oğlumu emmiyordum. Sütüm kesilecek diye korktum’’ diye anlatıyor haberi aldığı anda yaşadıklarını. Üzeyir Garih’in hiç ölmemiş gibi olduğunun altını çizen Alaton şöyle devam etti: “Bir karar alırken bile ‘O ne derdi’ diyoruz. Öğle yemeğinde bile bir araya gelsek anarız. Bunu anmak adına değil, otomatikman yaparız. Bize böyle bir eğitim vermiş.”

İshak Alaton ile Üzeyir Garih’in ortaklığındaki başarıyı önceliklerin iyi belirlenmesine bağlayan Leyla Alaton. “Onların bebeği Alarko, iki ortak için de evliliklerinden de çocuklarından da daha önemliydi. Bu tamamen adanma ve öncelik verme meselesi. Alarko ikisinin ortak çocuğuydu. Onun için her türlü özveride bulunan iki çok farklı insandılar. Onun için bu kadar birbirlerini tanıyıp bu kadar birlikte yürüyebildiler” diyor.

Kemer Kraliçesi Olurdum

1964 istanbul doğumlu olan Alaton üniversite okumak için ABD’ye gitti. İlk parasını da orada kazandı. Yüksek lisansa başladığı dönem Türkiye’nin ihracat patlaması yaşadığı 1984 yılına denk gelince, her zaman işkadını olmak isteyen Alaton bu fırsatı kaçırmadı. Hiçbir zaman işkadını olsun diye programlanmadığını ama kendisine hep güven duyulduğu için bu güvene layık kalma çabası harcadığını dile getiren Alaton, içinde çerçeveden mermere, satranç takımından döşemelik kumaşa kadar birçok ürünü Türkiye’den alıp ABD’de satmaya başladı. Amerika’ya gittiğinde faksın bile yeni başladığı o yıllarda rehber karıştırarak bulduğu ithalatçılarla iletişime geçti. Türkiye ile saatler uyuşsun diye geceleri 03:00’te uyanıp çalışmaya başladı. Gön Deri’nin kemerleri ABD’li bir ithalatçının beğenisini kapanınca, Alaton 1 yılda 2 milyon dolarlık mal satmaya aracılık yapmaya başladı.

“İyi kazandınız mı” sorusuna “Yok canım, ben sadece komisyoncuydum. Zaten satsın diye fiyatı indiriyorsun. Bana ne kalacak” cevabı veren Alaton “Hiç dönmemeyi düşündünüz mü” yönündeki sorumuza da şu cevabı verdi: “O enteresan bir nokta. Çünkü orada destek görmedim. Okul bitince 1 senelik kalma hakkımı bile kullanmadan döndüm. Önce işi İstanbul’dan yönetebileceğimi düşündüm. Ama olmadı. Alarko’da işe başladım. Kalsam kemer kraliçesi olabilirdim”

PR’ı Üstlendi

Şirkette Üzeyir Beyin asistanlığını 2 sene kadar yaptıktan sonra Alkent’in pazarlama ve PR’ını üstlenen Alaton, bir süre Alarko’da yapacağı katkıları yaptığını düşünerek kendi PR şirketini de kurdu. Şu an özellikle kadınlar için projelerle adını sık sık duyuran Alaton, “Eskiden sağ baştan say Güler Sabancı, sol baştan say Leyla Alaton’duk. Girişimci kadınlar bunu değiştiriyor. Bu beni en mutlu eden şey. Öyle başarı hikâyeleri görüyorum ki” diyor.

Beni Koşulsuz Seven Tek Babam

Üzeyir Garih ve İshak Alalon’un hiçbir zaman egolarına yenilmediğini söyleyen Leyla Alaton, “Egonun farkında olup ona yenilmemek önemli. Çünkü egoya yenilmek en kolayı ve en kısa yol. İkisi için de bu çok önemliydi” diyor. İkisinin de vermeyi seven bir yapıya sahip olduğunun altını çizen Alaton şöyle devam etti: “Üzeyir Bey bazen köşe yazıları yazardı ve orada şirket içinde olup biteni görürdük. Delirirdik. Onlar deneyimlerini de paylaşmayı severdi. Vermek almaktır’ı orada gördüm. O kadar vermek insanı farklı bir platforma çıkartıyor. Daha özgürleştiriyor. Daha bağımsızlaştırıyor. Zaten ikisinin de ilişkisi parayla değildi. Başarı, saygınlık ve vermek onların tutkusuydu hep”. Babasını ‘Benim mutluluğumla en çok mutlu olan kişi’ diye tarif eden Leyla Hanım, “Herhalde beni koşulsuz tek seven babam” diyor.

İshak Alaton’un Kızı Olmak Avantajlı Değil

Sizi Davas’ta geleceğin liderleri arasında gösterdiler. Ama biz sizi şirketten çok sosyal yardım konularında görüyoruz. Neden?

Mesaimin çoğu sosyal tarafta. Bunun iki nedeni var. Birincisi profesyonelleşme adına günlük işlerden tamamen çekildik. Hem biz, hem İshak Bey. Bunu da ispat etmemiz gerekiyordu. Söylediğimizin arkasında durmak adına sosyal olaylara girdik. Ben Alarko’ya böyle daha yararlı olduğumu düşünüyorum. Ben ne yaparsam yapayım Alarko’ya katkısı oluyor. Şirkete en büyük katkım imaj ve PB konusunda oldu.

İshak Bey’in kızı olmak insana ne gibi avantajlar yaratıyor hayatta?

Avantaj yaratıyor diyemem. Bazı yıllarda dezavantajdı mesela. İshak Bey’in kızı olduğum için “bu işe hobi olarak bakıyor” diyorlardı. Tanınıyorsan dezavantaj. Tanınmıyorsan ne avantaj, ne dezavantaj...

ABD’de birçok kişi sizi tanımıyordu ama. Hiç “Burada onun kızı değilim” duygusuna kapılıp hayatın daha zor olduğunu düşündünüz mü?

Tam tersi. Çok hoşuma gitti. Bir kategori ya da çekmeceye koyularak bir işe girişmek, avantaj da olsa dezavantaj da olsa başka bir yerden başlatıyor seni. Ben Amerika’da birçok kişi için Türk bir kız öğrenciydim. ABD’de bizden kemer alan bey ile hala dostuz. Ne zaman hikâyesini anlatsa, hepsinde benden de bahseder. Yüzüme bakmadan kemere bakıp 50-100 tane ısmarladıktan sonra bu kemerler onlar için de yeni bir kapı açmıştı çünkü.

Babam Çıktı Kağıtların Arkasını Kullanır

Zenginsiniz. Nasıl yaşıyorsunuz? Para neleri değiştiriyor?

Zengin gibi değil, imkanlı gibi yaşıyorum. Yurtdışında vergi iadelerimi alırım mesala. Bir şeyin başka yerde daha ucuz olduğunu biliyorsam gider mutlaka oradan alırım. Büyük lükslerim yok hayatta. Zaten bu yaştan sonra düşünce yapını değiştiremezsin. Çünkü benim küçüklüğümde Türkiye’de de böyle imkânlar yoktu. Babam hala gelen e-mail çıktısı aldımız kağıtların arkasını kullanıyor. Çünkü o varlık vergisi çocuğu. Savaş çocuğu. Mum ışığında ders çalışmış biri o. Ona da “Korkma” diyorum “Bu saatten sonra zaten harcayamıyorum.” diyor.

Anne Burası Dedeminmiş

Peki çocuklarınızı aynı şekilde yetiştirebilecek misiniz? Onlar çok farklı bir devirde büyüyorlar.

Belki belli bir paraya sahipler ama ben onlara değer bilmeyi öğretmeye çalışıyorum. Belli bir bütçeleri vardır. Harçlıklarıyla kalırlar. Bir harcama yaparsam da mutlaka teşekkür etmelerini sağlarım.

Hillside’a gittiğimizde orada hissedar olduğumuzu bilmezlerdi. Orada da “Paranıza göre harcayın” diye uyarırdım onları. Hillside ile ortaklığımızı bile arkadaşlarından öğrendiler. Bana gelip “anne burası dedemimmiş” dediler. Ben onlara başka arkadaşımın çocuğunun az giydiği ayakkabıları giydiriyorum. Büyüğün giydiğini küçüğe de giydiriyorum.

Hissedar Olmanın Kültürüne Erdik

Hissedar olmanın bilincine varıp o kültüre erdiklerini ifade eden Leyla Alaton bunu şöyle anlatıyor: “Alarko hissesi sahibi olan herhangi bir yatırımcıyla kendimizi bir tutarız. Hillside’a gidince paramızı öderiz. Biraz indirimimiz var ama aslında aynı indirimi birçok sadık müşterisine veriyor Hillside...

Aslına bakarsanız, tüm Alarko ürünlerinde küçük bir indirimimiz var sadece. Kendi işimizle şirket işini hiç karıştırmayız. En çok bir koltuk alınca “Faturayı size mi şirkete mi keselim” diye sorduklarında şaşırırım. Bu konularda disiplin sahibiyizdir”.

Tümünü Temizle
Karşılaştır