Hata oluştu. Lütfen tekrar deneyiniz.
X
Sepet
Sepetinizde ürün bulunmamaktadır.
EN TR
TR
EN
Kombi Kazan Isı Pompası Güneş Kolektörü Brülör Radyatör Isı Gideri Paylaşım Sistemi Yardımcı Ürünler
Bireysel Soğutma Merkezi Soğutma
Dalgıç Pompa Santrifüj Pompa Dalgıç Pompa Motorları Hidrofor Sirkülasyon Pompa
Bina Yönetim Sistemleri Enerji Verimliliği Danışmanlık Hizmetleri Isı Paylaşım Hizmetleri Satış Sonrası Hizmetleri
Yetkili Satıcılar Yetkili Servisler Tüketici Destek E-Ticaret Destek
Genel Bakış Faaliyetler Referanslar İnsan Kaynakları Yatırımcı İlişkileri Medya Kişisel Verilerin Korunması
ANASAYFA
Isıtma
Soğutma
Su Basınçlandırma
Mühendislik Hizmetleri
Destek
Kurumsal
İletişim

“DENGENİN BOZULMASINA İZİN VERMİYORUZ”

CNBC-E- Bu dönem finansal piyasalar açısından olduğu kadar hava koşulları bakımından da önemli bir geçiş dönemi. Bir tarafta finansal piyasalardaki oynaklık, Türk lirasının değer kazancı, diğer yandan mevsimsel değişiklikler sizi nasıl etkiliyor?

ÖŞ- Dediğiniz çok doğru ama hayat son derece kestirilebilir, hiç birşeyin değişmediği, herşeyin birbirini tekrar ettiği bir döngü olsaydı yöneticilere ihtiyaç kalmazdı, hayatın da hiçbir heyecanı olmazdı. Bu bir gemi yolculuğu gibi, rüzgar da, fırtına da, dalgalar da var. Öncelikle iklimsel değişikliklerden başlayalım. Biz Alarko Carrier olarak iklimlendirmenin her iki tarafında da çalışıyoruz; hem ısıtma tarafında, hem serinletme tarafında. Dolayısıyla iş, ısıtma tarafından serinletme tarafına kaydığı zaman biz o tarafa doğru dengemizi kuruyoruz.

Ben 30 küsur yıldır Alarko’da çalışıyorum, Alarko’daki temel prensip sağlamlık, denge ve istikrar. Bu, Alarko Carrier’da da aynen böyle yansıyor. Dolayısıyla çok kış olur, ısıtmacıların yüzü çok güler, yazlar serin geçer, bizde her ikisinde birden denge var.

Finans meselesine gelince, orada da biz fevkalade dikkatliyiz. Bugüne kadar her zaman şirkette nakit fazlamız olmuştur. Hatta hep bana sorarlar, “satışlarınız niye belli bir büyüme oranının üstünde artmıyor” diye. Satış ve tahsilatı dengede tutabilmek için, riskleri minimize edebilmek için. Biliyorsunuz en iyi finansman, kendi operasyon modeliniz içinde finansmandır. Yani, fonlarınızı, ürettiğiniz karlar ve sermayenizi, alacaklardaki paranızı, stoklarınızı ve borçlarınızı kendi içinde döndürüp, kimseye muhtaç olmamak. Ama eğer finansmandan kastınız kredilendirme ise, kredi hiç kuşkusuz bankalarla iyi ilişkilerde olmak için, giderleri faiz yazmak için, ihtiyacınız olmasa bile kullanmak zorunda olduğunuz birşey.

Bizim geçen senelere kadar, her zaman kullandığımız kredi kadar da elimizde onu kapatacak bir nakit olurdu. Son 2 senede dövizin hızlı düşüşünde bu dengede hafif bir eğim verdik. Yani kullandığımız krediler elimizdeki nakitten biraz daha fazla. Çünkü alacaklara doğru kaydı. Dolayısıyla operasyonu kendi içinde döndürmeye çalışıyoruz. Dövizin düşük gidişi ise, aşağı yukarı 5 seneden beri televizyonda hangi programa katıldıysam söylüyorum, sanayicileri zorluyor. Birkaç sebepten zorluyor; birincisi, ihracat gelirlerinizi Türk lirasına döndürdüğünüz zaman çok daha az bir meblağ geçiyor elinize. Fakat ikincisi ve daha önemlisi, pazarda ve piyasada fiyatlar dövizin seyrine bağlı olarak oluşuyor çünkü biz, biliyorsunuz 96’dan beri Avrupa Birliği’ndeyiz ve şu anda Türkiye pazarında rekabet ettiğimiz firmaların pek çoğu yabancı firmalar.

CNBC-E- Türk lirasındaki bu değerlenme bu anlamda işinizi zorlaştırıyor.

ÖŞ- Evet çünkü özellikle sanayicinin işçilik maliyeti işletme giderleri Türk lirası ile. Türk lirasında azalan da olsa bir enflasyon var, dolayısıyla işçilikleriniz ve enflasyonla artan maliyetleriniz yukarı doğru gittikçe, fakat buna karşılık dövizin düşmesiyle piyasadaki fiyatlar baskı altında kaldıkça, marjlar giderek daha daralmakta. Bu daralan marjlar fonları azaltıyor, fonların azalmasıyla vadeler açılıyor, alacaklar azalıyor, krediye dönmek gerekiyor. Fakat burada da bir kurtarıcı taraf var: Döviz kredilerinin şu anda dayanılmaz ucuz olması, hatta kredi kullanmanın getirdiği avantajlar var. Şu andaki durum bu. Biz de bu resmin içinde dengeyi minimum bozmayla yürümeye çalışıyoruz.

CNBC-E- Döviz cinsi gelir ve giderlerinizden bahsettiğiniz zaman, bir bankacıya, çok basit olarak, “kendinizi forward işlemlerle hatch etmiyor musunuz” sorusu gelebilir. Sabahleyin Garanti Bankası’ndan bir konuğumuz vardı. Türkiye’nin, aynı zamanda Brezilya ve Rusya’nın da, çok değiştiğini, sağlam bir yapısı olduğunu ama dünyadaki Mortgage krizinden dolayı her kurumun öyle ya da böyle borçlanma imkanları açısından biraz daha maliyetlerinin artacağını söyledi. Biraz önce siz döviz cinsi borçlanmanın ucuz maliyetinden bahsettiniz, dolayısıyla önümüzdeki dönemde bu maliyetler değişirse, sizi nasıl etkileyebilir, siz ileriye dönük işlemlerle kendinizi “hatch” edemiyor musunuz, sistem buna yeterli değil mi, bankacılar yeterince el vermiyor mu bu konuda size?

ÖŞ- Döviz varlığımız, nakdimiz ve alacaklarımızla dövizli borçlarımızın arasında daima bir denge tutuyoruz, bu dengenin bozulmasına izin vermiyoruz. Dolayısıyla bizde bir “natural hatching” var, dolayısıyla ileriye dönük bir “forward” yapmak gerekmiyor. Eğer denge bozulmuş olsaydı, bir risk görseydik, bir yerde bir “forward“ yapardık.

CNBC-E- Yani spekülatif hiçbir pozisyon taşımıyorsunuz?

ÖŞ- Hiç taşımıyoruz ve bunu yapmamaya çalışıyoruz, özellikle merkezi sistem klima satışlarının büyük çoğunluğu dövize endeksli kontratlarla yapılıyor, Türk lirasına dönüştürülerek faturalandırılsa bile. Dolayısıyla alacaklar ve verecekleri o dengede tutmaya çalışıyoruz, bu nedenle biz hiç “forward” işlemi yapmıyoruz. Kredi maliyetine gelince kredinin 2 türlü maliyeti var. Biri biliyorsunuz faiz, yani libor artı x. Bugün libor artı 1 ile, hatta 1’in altında faizlerle çok rahat kredi bulmak mümkün. Eğer sizin söylediğiniz gibi kredi maliyetindeki artış bu ise, bu bir etkendir fakat esas döviz kredisi kullanmanın avantajı şu: Döviz 1.500 lira iken kredi alıyorsunuz, Türk lirası olarak krediniz o kadar yazılıyor. 1 sene sonra 1.200 liraya iniyor, dolayısıyla sizin kur geliriniz, kambiyo geliriniz hasıl oluyor.

CNBC-E- Ama o kadar döviz tutmuyor musunuz elinizde? Aşağı yukarı gelir ve gideriniz eşit gibi gözüküyor.

ÖŞ- Türkiye’ye etkisi bakımından, genel olarak ifade ettim. Türkiye’de hala bu döviz kredilerinin kullanımının büyük çapta olacağını düşünüyorum. Bu sabah okudum, Türkiye’nin kamu borcu aşağı yukarı 70 milyar dolar fakat buna karşılık özel sektörün borcu 140 milyar dolar. Bu borcun bir kısmı satıcılara, “supplier credit” denilen şekilde, ki biz ondan hep uzak duruyoruz. İkincisi de, banka kredileri. Biz, banka kredisi kullanıp, bankayla ilişkimizi iyi tutup supplier’a bunu vermeye çalışıyoruz. Bu bir uyuşturucu etkisi gibi, piyasada böyle bir alışkanlık hasıl oldu. Bu nedenle bu kredilerle ilgili işini büyüten çok firma var. Halbuki biz 94 yılını ve 2001 yılını çok iyi hatırlıyoruz. O nedenle son 5 senede dövizli varlıklarımızı, Türk lirası varlıklarıyla eş tutarak belki birtakım fırsatlar kaybettik ama gelecek ani dalgalara kaşı da hep dengede tuttuk ve bu politikayla hep devam edeceğiz. Yanılıyor olabiliriz, fırsat kayıpları olabilir ama spekülatif kazanç yerine risksiz yürümeyi yeğliyoruz.

CNBC-E- Burada, iş adamı ve hocamız sayın Garih’i de anmak isterim. Derslerinde hep derdi ki bize, “likidite, nakit lastik top gibidir, şirket yere vurduğunda zıplamasını sağlar ama nakdiniz yoksa demir top gibi yere çakılırsınız”. Bütün anlattıklarınızda aslında bu düşüncenin ve konseptin varlığı gözüküyor. Dediniz ki biz bazı fırsatları kaçırsak da, bazı alternatif maliyetlerle karşılaşsak da, buna inanıyoruz. Dolayısıyla önümüzdeki dönem de böyle bir finansal riskin alınmamasını mı içeriyor, yoksa bu bir genel bir işletmecilik, finansçı prensibi midir?

ÖŞ- Bu genel bir yaklaşım. Üzeyir Bey’e çok iyi değindiniz. Üzeyir bey “işletme muhasebesi” kavramını ilk tanıtan, 20 sene önce bunu söyleyen ve analizlerini şirketlerde kurduran kişidir. Bizde Alarko Carrier dahil Alarko’nun bütün şirketlerinin yöneticileri, CEO’muz hariç, mühendistir. Dolayısıyla matematik mantığını anlamaya ve kavramaya fevkalade yatkınız. Anlattığınız hikaye çok doğru. Derdi ki, “Bir işadamının 3 tane topu vardır, biri lastiktir”. Başka bir lafı daha vardı, “Ben çok batan adam gördüm ama karsız iş yaptığı için batan adam hiç görmedim, nakdini döndüremediği için batan adam çok gördüm”. Demek ki, bütün mesele az önce söylediğim gibi işletme sermayenizin, fonlarınızın, stoklarınızın, alacaklarınızın ve borçların matematiksel dengesini tutmak. Eğer çok cesursanız bazı risklere girip spekülatif işlemler de yapabilirsiniz. Biz daha ziyade bundan kaçındık ve bunu da sürdüreceğiz.

CNBC-E- Bu, “karsız da olsa, her eve mutlaka bir Alarko ürünü girmeli” şeklindeki, Alarko’nun yıllar öncesindeki bakışını da akla getiriyor. Bu noktada zaman zaman, “döviz kredilerinin çok büyümesi, özellikle reel sektörün döviz finansman açığı açısından bir problem yaratabilir mi” sorusu akla geliyor. Siz diyorsunuz ki biz bunu bir dengede götürüyoruz ama sizin deyiminizle uyuşturucu haline geldi bu. Likidite öyle birşey ki kar elde ettiğiniz sürece riskler her zaman minimize ediliyor. Bu manada bir risk olduğunu düşünüyor musunuz, reel sektör üzerinde?

ÖŞ- En azından bizim açımızdan böyle bir şey söz konusu değil, çünkü biz dengeyi fevkalade iyi kuruyoruz. Fakat genelde ne olur? Geçmişte, 94’te ve 2001’de ne oldu? Borçlulardan çok zayıf olanlar elendi fakat çok zayıf olmayan, işletmeyi iyi yönetemediği için gidenler ise borç veren tarafından devralındı. Özel sektörde eğer iyi işletmeler bu kredileri kullanıyorsa ve borçluysa bir sıkıntı karşısında borçveren bunları devralacak, sadece bir yerden bir yere “title” transferi olacaktır ama iyi işletmeler hep devam edecektir.

CNBC-E- Önümüzdeki dönemde yeni projeler, atılımlar var mı? Çünkü Türkiye’de çok ciddi şekilde sermaye girdisi oluşmaya başladı. Yabancı ilgisi de çok yüksek. Önce finansal aracılık sektöründe gördük ama hep şirketlerden bu ve benzeri haberler geliyor. Herhalde bir miktar özkaynak ihtiyacı da önemli, yabancı bir ortağın getirdikleri de var. Ne düşünüyorsunuz, sizin kafanızdaki proje nedir önümüzdeki dönemde?

ÖŞ- Bizim kafamızda herhangi bir yeni proje yok. Hisse yapısında şirkette hiç bir değişiklik düşünülmüyor. Biliyorsunuz, %42 Carrier, %42 Alarko, %16’sı da halka açıktır. Biz bu söylediğinizin öncülerindeniz. 1998’de Carrier buraya gelerek, önemli bir para vererek bu hisseleri satın aldı, ortak oldu. Yapımızda yakın bir gelecekte değişiklik yok. Büyük yeni atılımlar, yepyeni projeler de yapacak değiliz. Bizim sektörümüz Türkiye’nin genel büyümesinin üzerinde büyümekte olan bir sektör. Sağlıklı bir büyümeyle, rekabetçilikle ve hızla arttırdığımız ihracatımızla, dövizin dengeye gelmesi suretiyle, bunun tatlanmasıyla daha iyi bir şekilde sürdürmeyi ümit ediyoruz.

CNBC-E- Türk lirasındaki değerlilik sanayideki her yönetici için ciddi bir problem haline gelmiş gibi görünüyor. Faizler düşmeye başlayınca Türk lirasının bir miktar cazibesinin azalacağını düşünüyor musunuz?

ÖŞ- Faizler şu anda o kadar yukarıda ki, oradan buraya düşmesi için çok uzun bir zaman gerekir diye düşünüyorum.

CNBC-E- “Türk lirasının cazibe kaybetmesine daha çok var”, bir sanayici gözüyle, bu kadar açık ifade edilebilirdi. Verdiğiniz değerli bilgiler için çok teşekkür ediyorum.

ÖŞ- Ben teşekkür ederim.

Tümünü Temizle
Karşılaştır