Hata oluştu. Lütfen tekrar deneyiniz.
X
Sepet
Sepetinizde ürün bulunmamaktadır.
EN TR
TR
EN
Kombi Kazan Isı Pompası Güneş Kolektörü Brülör Radyatör Isı Gideri Paylaşım Sistemi Yardımcı Ürünler
Bireysel Soğutma Merkezi Soğutma
Dalgıç Pompa Santrifüj Pompa Dalgıç Pompa Motorları Hidrofor Sirkülasyon Pompa
Bina Yönetim Sistemleri Enerji Verimliliği Danışmanlık Hizmetleri Isı Paylaşım Hizmetleri Satış Sonrası Hizmetleri
Yetkili Satıcılar Yetkili Servisler Tüketici Destek E-Ticaret Destek
Genel Bakış Faaliyetler Referanslar İnsan Kaynakları Yatırımcı İlişkileri Medya Kişisel Verilerin Korunması
ANASAYFA
Isıtma
Soğutma
Su Basınçlandırma
Mühendislik Hizmetleri
Destek
Kurumsal
İletişim

DEMOKRASİ AŞIĞI

Derin bakan mavi gözleriyle İshak Alaton tam karşımızdaydı. O gözler yarım asrı aşkın bir süredir neler görmüş, nelere şahit olmuştu? Platin ekibi bu kez de şanslıydı... Karşılarında duran bir işadamı olmaktan öte, yaşadığı toprakların gelişimine kendini adayan bir mücadele adamıydı. Hoş görünün, insanlara sevgi ve saygı ile bakmanın sınırları İshak Alaton’da yoktu. Bu duyguları uçsuz bucaksız yaşayan bir insandan başka ne beklenebilirdi ki? İshak Alaton, Hilton Parksa’da bir masa etrafında Platin ekibinin sorularını saatler boyunca bıkmadan, usanmadan yanıtladı. Neler konuşulmadı ki... George Bush’tan Tayyip Erdogan’a, çocuklarından sosyal demokrasiye onlarca konu arasından bize de itinayla onları seçmek ve sizler için kaleme almak kaldı. Kendi sözleriyle dostları arasında da, farklı ortamlarda da o hep güvenilir bir hakemdi. Her zaman ortayi bulmayı başarmıştı. Bugünlerde sıkça gündeme gelen ombudsmanlık kavramiyla Turkiye’yi ilk tanıştıran, bilgi birikimini kamuoyuyla paylaşan da Alaton idi. 65 yaşına geldiginde, 12 yıl önce Alarko’da “lüzumsuz olabilmenin” felsefesini ortaya koyan İshak Alaton’a, bizim de söyleyecek bir sözümüz var: Onun için iş dünyasında yıllar yılı hissedilen lüzum bir nebze eksilmedi! İşte iş dünyasının duayenlerinden Alarko Holding Yönetim Kurulu Başkanı İshak Alaton’la yaptığımız sohbetten iz bırakan sözler, yazıya dökülenler ve daha fazlası... İlginiz Yunanistan Eski Başbakanı Papandreu’nun hediye ettigi kravatta, dikkatiniz sevgili İshak Alaton’un sözlerinde olsun...

Şiddet İçermeyen Tüm Fikirlere Açık Olalım

Geçtiğimiz günlerde bir insan hakları raporu yırtıldı. Yırtan adamlar “Yine yırtarız” dediler. İşte bunlar Türkiye için iyi şeyler değil. Türkiye’de artık demokrasinin kurallarının geçerli olması ve herkesin aklından geçeni, şiddeti davet etmediği müddetçe saf ve hudutsuz bir özgürlük içinde ifade edebilmesi lazım. Bu son olayda da gördük ki, Türkiye bu noktaya gelemedi. Gönül isterdi ki, kendi insiyatifimizle bazı adımlar atalım... Ama Avrupa’nın kol bükmesiyle mesafe alıyoruz. Metazori yani... Rumca bir kelimedir metazori ve güzel bir kelimedir, “zoraki” anlamında. Doğrusu bunu içime sindiremiyorum. Keşke Türkiye 40-50 sene önce bunu yapabilseydi. Atatürk’ün isteği de buydu. Türkiye düşünsel özgürlük ortamını 30-40 yıl önce yakalayabilseydi Güneydoğu’daki olaylari yaşamazdık. 30 bin şehit vermezdik. Terör için harcanan 100 milyarca doları, oradaki standartları yükseltmek için akıllıca harcayabilirdik...

Irkçılık Kabul Edilemez Bir Olgu

O kadar liberal bir ülkede, demokrasinin en uçlarını yaşayan Hollanda’da aşırı sağcı güçlerin ön plana çıkması endişe verici. Belçika’da yüzde 18’lik oy oranına sahip Vlaams Block Partisi’nin kapatılma kararı çıktı. Manifestolarında beyaz olmayan bütün Belçikalılar’ın ülke dışına çıkarılmasını savunuyorlardı. Kopenhag Kriterleri ırkçılığın kabul edilemez bir olgu olduğunu yazıyor ve buna dayanılarak bugün bu parti kapatılıyor. Yeni bir isimle yeniden kuracaklarını söylüyorlar...

Hollanda’daki aşırı demokrasinin getirdiği problem, Belçika’da da sorun çıkartacağa benziyor. Bu ve benzeri gelişmeler 17 Aralık şansımızı zorluyor. Türkiye aslında şanslı. Aşırıya gitmemek gerektiğini görüyor ve anlıyoruz. Her şey sarkaçtır. Türkiye gözlemlerinden ilham almalı.

Yatırım Heyecanını Diri Tutalım

Biz şirket olarak nakit bulundurmayı tercih ediyoruz. Yatırım ortamının gelişmesini bekliyoruz. Özelleştirme ve enerji anlamında bir önceki hükümetlerin yanlışları düzeltilmeye çalışılıyor. Bu nedenle yeni politikaların açıklanmasında geç kalınıyor. Çok uzağa havuç sallanıyor. Çok pahalı olan nükleer enerji tartışılıyor. Ama tartışılması gereken kamu santralleri var, mevcut santraller var. Bence Zonguldak kapatılıp orası metan gazı havzası (doğalgaz) haline getirilebilir. Hükümetin enerji politikalarını tarif etmesini bekliyoruz. Bakanlık hedefleri net belirlemeli ve açıklamalı. Yatırım heyecanı duyan insanlar bu şekilde önlerini görebilirler. Bugünkü hükümetin bu yatırım heyecanını kullanmamasi, önemsememesi çok acayip.

Zonguldak İçimde Bir Yaradır

Her yıl 500 milyon dolar batıyor Zonguldak’ta. Çünkü 550 milyon dolar harcanıyor; 50 milyon dolara satılamayan, yarısı toprak, kötü kalite bir kömür üretiliyor. Üretir gibi yapiyorlar. Yıllar once Zonguldak’a sendikanın davetlisi olarak gittim. Bunlan anlattım. Önce yuhalandım, sonra dinlediler. Böyle ölmek çok acı. İçimde yaradır bu konu... “Sizi yeraltından yer yer üstüne çıkartalım” dedim. Bunun hikayesi uzun. 20 bin kişi Zonguldak’ta çalışıyor ve 120 milyon dolar para geçiyor ellerine. “Tamam, her ay sonu çekle paralarını evlerine gönderelim ama bu insanları bu çileden kurtaralım, alternatif iş alanlan yaratalım” dedim, “Türk işçisi çalışmadan para almayı kendine yakıştıramaz” dediler. Bugün hala aynı şartlar devam ediyor ve ben gerisinde başka niyetler arıyorum. Akıllı bir iktidar bu durumu görür, oradaki faaliyeti durdurur. Bütün madenleri özel sektöre devreder, 500 milyon dolardan da kurtulur.

Bize Akıllı, Mucize Yaratacak Demokratlar Lazım

Beni lsveç’te kaynak işçiliği yaptığım 1951-1954 yılları yaratmıştır. O üç sene benim hayatimdaki en büyük eğitim oldu. İşçi olmamın yanında oradaki politik gelişmeleri de yakından izledim. Sosyal demokrat partinin gençlik kollarında çalıştım. İsveç, 1920’lerde nüfusunun yüzde 25’ini göçmen olarak Amerika’ya yollayan, yiyecek patatesi bile olmayan fakir bir ülkeydi. O fakir ülke 30 yıl içinde, 50, 60, 70’li yıllarda akıllı sosyal demokrat yönetim sayesinde dünyanın gelir bakımından bir numaralı ülkesi oldu. 50’lerdeki heyecanı orada ben de yaşadım. Sosyal demokratlar iş dünyası ile öyle bir denge kurdu ki, devlet bazı şirketleri özellikle teşvik etti marka olmaları için. Bizdeki gibi büyük sermayeye düşman olarak yol alınmadı yani... İsveç büyük sermayeye destek verdi. Yedi büyük aileye özel teşvikler vererek, bu şirketler vasıtasıyla 8 milyonluk ülkeyi dünyaya açmayı hedefledi. İki tarafı birbirine düşman etmeden gelişmek için işçilerin de desteğini arkasına aldı. Bugün gelinen noktaya baktığımızda, dünyanın en saglam markaları İsveç’tedir. Dünyanın en kaliteli ve en başarılı markaları Tetrapak, Ericsson, Volvo bu 8 milyonluk ülkeden çıkmıştır. İsveç, bilgiye ve sermayeye prim vererek dünyada en üst noktalara çıktı. İsveç, işçi ve işveren arasında köprü kurarak bu mucizeyi başardı. Türkiye de bu mucizeyi yaratabilirdi.

Farklılık Bilgi, Beceride Olmalı

İsveç. öyle bir ülke ki, eğitim bakanı Türk asıllı, dışişleri bakanı Estonya göçmeni... Eğer Türkiye bir gün Pakistan asıllı veya Rus asıllı, iltica etmiş bir adamı eğitim bakanı yapabilecek hale gelirse, bu iyi yoldayız demektir. Demokrasiyi özümsemiş insanlar arasındaki farklılık sadece bilgi ve beceriyle ayırt edildiği zaman gerçek demokrasi olur. İşte böyle bir Türkiye hayal ediyorum ve bu yolda olduğumuza inanıyorum.

Sermaye İle Emek Yan Yana Olur

Şirket gazetemize “Emek sermaye yan yana” diye bir yazı yazmıştım. Profesör olan hukukçu bir arkadaşım aradı ve bana “Sermaye ile emek yan yana gelmez, sen rüyadasın” dedi. “Neden?” dedim. “Çünkü, Marksist kitap öyle yazıyor. Sermaye ve emeğin her zaman kavga etmesi lazım” dedi. Aynı kitabı ben de okudum, öyle bir şey yazmıyor... Ben ve Üzeyir başlangıçta işçilerimiz yadırgasa da onlarla birlikte yemek yerdik. Günlerden bir gün MlT’ten ve emniyetten iki adam geldi. “Siz komünistmişsiniz” dediler. Nazım Hikmet yeni kaçmış. İsveç’ten getirdiğim fikirleri yayıyormuşum. “Hem işadamı, hem kapitalist, hem okumuş, hem komünist” diye raporlarını hazırlayıp gittiler. Sonradan anlaşıldı ki, şirketin işçi sendikası başkanı bizi ihbar etmiş. Demek ki biz işçilerimizle o kadar iyi geçiniyorduk ki, bu adamlar kendilerini tehlikede gorüyorlardı. Çünkü, kavga edecek bir şey kalmamıştı. Anladık ki, biz kavga etmezsek sendikanın ve sendika başkanlarının varlık sebebi ortadan kalkıyordu.

Bizim Sosyal Demokratlar Tutucu, Milliyetçi...

Türkiye’de hep sosyal demokrasi arayışları oldu. Bugün Türkiye’deki 2 hatta 1.5 parti var. Onlar da zihinsel olarak sosyal demokrat değiller. Hepsi tutucu, milliyetçi, bürokratik oligarşiden yana, tek parti özentili ve statükodan beslenen partiler. Sosyal demokrasi Türkiye’de hiçbir zaman anlaşılamadı, anlatılamadı, merak da edilmedi zaten.

Tümünü Temizle
Karşılaştır