Hata oluştu. Lütfen tekrar deneyiniz.
X
Sepet
Sepetinizde ürün bulunmamaktadır.
EN TR
TR
EN
Kombi Kazan Isı Pompası Güneş Kolektörü Brülör Radyatör Isı Gideri Paylaşım Sistemi Yardımcı Ürünler
Bireysel Soğutma Merkezi Soğutma
Dalgıç Pompa Santrifüj Pompa Dalgıç Pompa Motorları Hidrofor Sirkülasyon Pompası
Bina Yönetim Sistemleri Enerji Verimliliği Danışmanlık Hizmetleri Isı Paylaşım Hizmetleri Satış Sonrası Hizmetleri
Yetkili Satıcılar Yetkili Servisler Tüketici Destek E-Ticaret Destek
Genel Bakış Faaliyetler Referanslar İnsan Kaynakları Yatırımcı İlişkileri Medya Kişisel Verilerin Korunması
ANASAYFA
Isıtma
Soğutma
Su Basınçlandırma
Mühendislik Hizmetleri
Destek
Kurumsal
İletişim

ALARKO CARRIER GRUP KOORDİNATÖRÜ ÖNDER ŞAHİN KANAL 24’DE

SG: Bugünkü konuğumuz önemli bir isim; Alarko Carrier Genel Müdür’ü Önder Şahin bizlerle birlikte. Hoşgeldiniz.

ÖŞ: Hoşbulduk.

SG: SPK’nın çıkarttığı çok önemli bir karar var. Bundan sonra Ulusal 30’un içinde bulunan şirketler, halka açık olan şirketler en az 3 bağımsız üye de bulunduracaklar yönetimlerinde. Böylece bir takım muallak durumlar da çözülmüş olacak. Siz Ulusal 30’da var mıydınız?

ÖŞ: Şu anki durumumuzdan emin değilim.

SG: Sürekli olarak değişiyor değil mi... İlk olarak sektörde işler nasıl gidiyor ondan başlayalım isterseniz.

ÖŞ: Bizim sektörü iklimlendirme sektörü diye adlandırıyoruz. İklimlendirme deyince hem serinletme hem de ısıtma akla geliyor. Yani iç mekanda insanların yaşamaktan mutlu olacağı iklimi yaratan cihazları temin etme. Bunun İngilizcesi HVAC “Heating, Ventilation and Air Conditioning”, Türkçesi “ısıtma havalandırma, hava koşullandırma”. Fakat en iyi anlatan kelime İklimlendirme. Onun için biz sektörümüzü iklimlendirme sektörü diye adlandırıyoruz. Bizim sektör bu sene, geçen sene ve önceki seneden daha iyi.

SG: Neden? Havalar ısındı o yüzden mi?

ÖŞ: Hayır. Yani hangi mesafeden baktığınıza bağlı. 3 yıllık sürece bakarsanız (2009, 2010, 2011) giderek bir güzelleşme var. Ama 2008’deki noktanın hala gerisindeyiz. Çünkü 2009’da 2008’e göre bizim sektör aşağı yukarı %40’ın üstünde bir büzülme göstermişti. Hem ısıtma tarafında hem de klima tarafında. Sektör olarak bu senenin sonunda ısıtmada 2008’i yakalayıp geçeceğiz. Klima tarafındaysa hala 2008’in gerisindeyiz.

SG: Geçen seneki sıcaklara rağmen gerisinde misiniz? Yani bu sene sıcak olmadı ama geçen sene çok sıcak vardı ve çok talep oldu. Ona rağmen mi?

ÖŞ: Bu işte bu böyle algılanıyor. Halbuki geçen seneki sıcak belli bir döneme sıkışmış sıcaktı. Yani sadece Ağustos ayında müthiş bir sıcak oldu. O zaman talep artmıştı.

SG: Ve sonra bitti..

ÖŞ: Evet bitti. O dönemde stoğu olanlar değerlendirdi. Stoğu olmayanlar bitti. Tabi bu daha yaygın, daha istikrarlı sezon. Çünkü herkes zannediyor ki klimalar sadece sıcak olunca satılır, halbuki öyle olmaz. Sıcak olunca kendi evine alan, 3 gece uyumayıp karısı rahatsız olan vs., onlar o sıcaklarda alır. Halbuki pek çok kimse planlamasını baştan yapıyor. Önemli müşteriler kurumsal müşterilerdir. Yani hafif ticari dediğimiz. Diyelim ki ayakkabıcılar, berber dükkanları, kafeteryalar vs. Bu insanlar yazın sıcakların geleceğini zaten bilir. Planına göre de gelir klma alır. Onun için klima 12 ay boyunca satılır. Isıtma cihazlarında da hafif bir pick vardır. Kışın bitişinden hemen sonra veya sonbaharda. Ama onlar da bütün sene satılır. Dolayısıyla bizim sektörü esas etkileyen birinci derecedeki konu havalar değildir.

SG: Herkes öyle sanıyor ama.

ÖŞ: Evet herkes öyle sanıyor. Aslında algılama hatası.

SG: Yani sizin dışınızda.

ÖŞ: Biz bu yıl bir araştırma yaptırdık. Klima ve kombi kullanma araştırması. % 70’den fazla insan klimayı ve kombiyi veya ısıtma cihazlarını vs. kullanmayı bilmiyor. Bir takım algılamalarla iş gidiyor. Şimdi bizim sektörün büyümesi veya küçülmesi birinci derecede herşey gibi fert başına düşen milli gelire bağlıdır. Yani ekonominin iyi olduğu, fert başına düşen milli gelirin arttığı senelerde otomatikman bu iş artar. İkincisi inşaat sektörüyle bağlantılıdır. Evet klimasız inşaatlar olabilir. Ama kazansız, brülörsüz, radyatörsüz inşaat olmaz. Dolayısıyla birinci derecede bunlara bağlıdır. Yüzeysel görünen talepte, eğer sıcaklık bir döneme sıkıştıysa herkes o anda koşar alır. Hatırda da o kalır. Bunlara pek bağlı değil. Türkiye’nin ekonomisi de 2008’deki dünya sarsıntısından sonra 2009, 2010’da ve bu yıl toparlanma gösterdiği için bizim sektör de toparlanma gösterir.

SG: Neden o kadar daraldı? 2008’den sonra yani. Türkiye krizden 6 ay sonra toparlanmaya başladı. İklimlendirme sektörü olağanüstü daraldı. Bunun sebebi neydi, lüks mü görülüyordu?

ÖŞ: Hayır. 1990’dan 2008’e kadar bireysel klimalarda öyle hızlı bir gidiş oldu ki 2008’de Türkiye’de 1 milyon civarında klima satılıyordu. 2009’da bu birden bire 550 bin taneye düştü. Sonra 650 bine çıktı. Geçen sene 700 binlere geldi şimdi bu sene sonlarında 750 binlerde falan. Tabi bu 550 bine göre 750 nerdeyse %30-40’lık bir büyüme. Ama ilk düşüşü telafi etmiyor. 2008 krizinden sonra insanların kriz endişesi arttı bu yüzden tercihler ve öncelikler değişti. Yani insanlar karnabahardan, makarnadan, fasulyeden vazgeçmezler, ama otomobilden, evden, klimadan vs. vazgeçebilirler. En azından onları erteleyebilirler.

SG: Ama otomotiv sektörü 2008’den sonra inanılmaz genişledi.

ÖŞ: Ama 2008’den sonra 2009’a da bakmamak lazım.

SG: Tabi orda da bir düşüş oldu. Ama ondan sonra hızlı bir yükseliş oldu. Konut sektörü de keza öyle. Örneğin İstanbul’da. Gazeteleri, televizyonları açtığımızda her tarafta inşaat ilanları var ve bunlar da hep lüks inşaatlar.

ÖŞ: Ama bu son 2 sene içerisinde bütün bunlarda artış oldu.

SG: Ama siz 2008 seviyesine hala gelmedik diyorsunuz.

ÖŞ: Gelemedik diyorum. Çünkü biz inşaatlara en son safhada dahil oluyoruz. Yani tuğlacılar, boyacılar, camcılar gibi işte...

SG: Evet bir de öyle bir tarafı var.

ÖŞ: İnşaatın bitmesine yakın en son radyatörler, kazanlar, klimalar takılır. Dolayısıyla onu arkadan takip ediyoruz. Eğer 2012 Türkiye’nin ekonomik yapısı tarafından ki merkez bankasının değerli açıklamaları öyle, Türk Lirası’nın değer kaybı buralarda duracak ve tekrar belli bir yere gelecek. Gelecek sene bu mihvalle devam edersek bizim sektör 2008’deki yerini de geçer. Bu sene ısıtmadaki büyümeyle -nitekim ısıtmada 2008’i geçtik- klima tarafındaki gerilik bizi orda bırakıyor. Gelecek sene geçebiliriz.

SG: Kombi mesela sahiden zorunluluk gibi gelir adama ki öyledir de. Yani ısıtma tarafı kombi değil mi, öyle bakmak lazım. Klima tarafı da biraz daha lüks gibi gelir. Yani biraz daha zengin işidir. Olmasa da olur. İki tane camı açarız işi hallederiz mantığında yaklaşır herkes. Klima bizim hayatımıza tam anlamıyla girmiş bir ürün değil aslında. Ondan mı kaynaklanıyor acaba geride kalması?

ÖŞ: Hayır aslında girdi. Eskiden inşaatlar kaloriferli lüks daireler diye satılırdı. Yani bir şeyin kaloriferli olması o daireyi lüks yapardı. Ben çocukken bizim evimiz sobalıydı. Dolayısıyla ısıtma da kalorifer, ama o zaman kalorifer denirdi bir kazan dairesi, kapıcı yak şu kaloriferi yani henüz daha ısıtma bizim kendi dairelerimize girmemişti, merkezi sistemlerdi, kömürlüydü sonra. 79 petrol krizinden sonra kömür yaygınlaştı. 90’larda Ankara’da ve İstanbul’da inanılmaz hava kirliliği oldu. Doğalgaz geldi, bu sefer doğalgaza dönüşüldü. Doğalgaza dönüşülünce bu gazın elektrik ya da su gibi dairelere de girebileceği ve sadece kendi dairende kullanabileceğin, komşunla kavga etmeyeceğin birşey olduğu anlaşıldı. Onun için kombi, en son hayatımıza giren ve o eve girdiği için ısıtma cihazı olarak algıladığımız bir şey. Ama kombiden önce de kalorifer ve radyatör vardı, ısınıyorduk. Klima bizim hayatımıza 1990’larda girmeye başladı. 80’lerin sonuna doğru pencere tipi, yani yarısı içerde, yarısı dışarda, pencerenin bir tarafına konan klimalar çıktı.

SG: Hala var onlar ve çok çirkin görünüryorlar.

ÖŞ: Teknolojiyle onlar da gelişti. İkiye böldüler. İkiye bölününce bir kısmı dışarda, bir kısmı içerde kaldı, ona da split klima denildi. Split lafı da bu arada oradan geliyor. Şimdi insanlar hep klimayı onunla özdeşleştiriyorlar. Ama bir otele, bir iş merkezine, bir alışveriş merkezine giderseniz, o tür cihazlar görmüyorsunuz. Mesela burada da öyle birşey yok. Ama burada iklim, iç hava gayet iyi. Neden? Çünkü klimanın da aynı ısıtmadaki gibi merkezisi var. İhtiyacınız olan hava orada hazırlanılıyor, buraya gönderiliyor. Siz bunları görmüyorsunuz. Aslında bu çok daha düzgün, çok daha iyi tarif edilmiş. Çünkü size ihtiyacınız olan taze havayı da veren sistemler var. Ama klima deyince insanın aklına evine taktığı cihaz geliyor. Bu bizim hayatımıza 90’da otomobillerle girdi. Yani bu farkındalık 84’de Türkiye’deki gelişmelerle başlamış oldu. Klimaları olan ithal otomobiller geldi. İnsanlar baktılar ki çok güzel birşey ve eve de alınabiliyor klima olgusu o zaman başladı, sonra da gelişti. İnsanlar artık bunun bir lüks olmadığını biliyorlar. Kaldı ki pek çok mekanda, yani özellikle proseslerde, bu tür stüdyolarda, data centerlarda, bilgisayar odalarında yaygın olarak kullanılmaya başlandı.

SG: Olmazsa olmaz.

ÖŞ: Olmazsa olmaz bir zorunluluk. Çünkü bir insan için temel öge hava. Yemek yemeden 1 ay yaşıyabiliyorsunuz galiba, su içmeden de 3 gün mü, 5 gün mü tam bilmiyorum ama hava almadan 3 dakikadan fazla duramazsınız. Bu havanın da mikropsuz, temiz, belli oranda su buharı da içeren (rahat nefes alabilmeniz için), 20-24 derece civarında bir hava olması lazım. Çünkü tanrı sizi 36,5 derecede çalışmak üzere yaratmış. Eğer dışarıda hava çok sıcaksa ve siz vücudun fazla ısısını dışarı vermekte sıkıntı çekersiniz. Onun için serinlemek lazım. İnsan hastaysa, hastanedeyse bunun çok daha iyi sağlanması lazım. Herhangi bir çalışma mekanında, bankada, iş merkezinde insan çalıştırıyorsanız, bu insanlardan azami verimi almak için onlara azami iyi iç havayı yaratmanız lazım. Onun için artık bu biliniyor ki lüks müks değil. Yani bu bir ihtiyaç. Yine hep verdiğim bir örnek vardır: Biz çocukken mahallede, tabi çok yıllar önce mahallenin 3. buzdolabını biz almıştık. Akşam babam bir şeye buz doldurur komşu beylere içkilerine koysunlar diye ikram ederdi. Komşular da etlerini bize gönderirlerdi. Bugün buzdolabı olmayan bir tek yer var mı?

SG: Ve ihtiyaç artık. Kimse etini buraya sarkıtmıyor doğru.

Ö.Ş: Onun için klimayı kimsenin lüks filan diye gördüğü yok. Isıtma deyince de herkesin aklına kombi gelmiyor. Kombi bir bireyselleşme, komşuyla kavgadan kurtulma yolu gibiydi. Fakat şimdi giderek hepsinde ekonomi öne çıkıyor.

SG: Yayınımıza katıldığınız için çok teşekkür ederiz Önder Bey.

ÖŞ: Rica ederim, ben teşekür ederim.

Tümünü Temizle
Karşılaştır