Hata oluştu. Lütfen tekrar deneyiniz.
X
Sepet
Sepetinizde ürün bulunmamaktadır.
EN TR
TR
EN
Kombi Kazan Isı Pompası Güneş Kolektörü Brülör Radyatör Isı Gideri Paylaşım Sistemi Yardımcı Ürünler
Bireysel Soğutma Merkezi Soğutma
Dalgıç Pompa Santrifüj Pompa Dalgıç Pompa Motorları Hidrofor Sirkülasyon Pompası
Bina Yönetim Sistemleri Enerji Verimliliği Danışmanlık Hizmetleri Isı Paylaşım Hizmetleri Satış Sonrası Hizmetleri
Yetkili Satıcılar Yetkili Servisler Tüketici Destek E-Ticaret Destek
Genel Bakış Faaliyetler Referanslar İnsan Kaynakları Yatırımcı İlişkileri Medya Kişisel Verilerin Korunması
ANASAYFA
Isıtma
Soğutma
Su Basınçlandırma
Mühendislik Hizmetleri
Destek
Kurumsal
İletişim

ALARKO CARRIER GRUP KOORDİNATÖRÜ ÖNDER ŞAHİN CNBC-E’DE

Finans Kafe “İş Dünyası”ndan ile yola devam ediyor. Yine önemli bir konuğumuz var. Kendisiyle pek çok açıyı konuşacağız. Hemen yanıtlarını almak üzere Alarko Carrier Genel Müdürü Önder Şahin’e dönelim. Hoşgeldiniz Önder Bey.

ÖŞ: Hoşbulduk

MY- Ekonomi üzerinde bugünlerde konuştuğumuz pek çok konu var ve kurun yükselmesi de buna dahil. Siz bu konu ile ilgili ne düşünüyorsunuz, o boyutu konuşabiliriz. Ayrıca elektrik zamlarının ardından tüketici daha çevreci ürünlere yöneldi mi, onu da konuşmak istiyorum. İsterseniz gelin kurun yükselişi ve merkezin müdahalelerine bakalım. Hem sanayici boyutuyla hem de perakende boyutuyla kime yarar, kime zarar getirdi bu durum. Siz ne dersiniz?

ÖŞ: Şimdi aslında ben bunu geçtiğimiz yıllarda sizinle yaptığımız her programda anlatmıştım. Sanayicinin en büyük derdi düşük kurdu. Şimdi uzun süre bastırılan kurun birdenbire böyle çıkması sanayiciyi rahatlatır gibi görünse de aslında sanayiciyi tedricen yükselmesi rahatlatır. Zannederim bundan 6 ay kadar önce yaptığımız programda öyle bir beklenti içinde olduğumuzu söylemiştim. Çünkü ani hareketler tüketicide tedirginlik yaratır. Pazarın canlı olması birkaç şeye bağlı biliyorsunuz ve bunların en önemlilerinden bir tanesi de tüketici güven endeksi. Tüketicide güven sarsılır, endişe başlarsa o zaman sanayici de bundan istifade edemez. Sanayicinin düşük kurda büyük bir dezavantajı var. İthalatçılar düşük kur nedeniyle çok kolaylıkla malları getirirler, sanayici ise sıkıntıya girer. Kur normal seyrinde gittiği zaman sanayici eşit rekabet koşullarını sağlar. Tersi olursa da, bu sefer sanayicinin büyük avantajları olur ama tüketicinin tedirginliği sanayicinin bu avantajın çıkarmasına mani olur. Onun için ben merkez bankası başkanımızın yaptığı, kurun buralardan daha yükselmeyeceği, özellikle gelecek yıldan itibaren Türk lirasının yeniden değer kazanarak dengede gideceği görüşüne katılıyorum. Sanayiciler açısından da çok olumlu buluyorum.

MY- Evet ana haber bültenimizde Haluk Dinçer de benzer bir kaygıya dikkat çekmiş, sürekli dalgalanan kur tüketicinin güvenini bozar demişti. Siz de aynı görüştesiniz, onu anlıyorum. Şimdi dediniz ki düşük kur, daha doğrusu düşük TL olunca ithal mal daha hızlı girer. Ama öyle bir dönemdeyiz ki yerli üretim için teşvik var. Peki bu durumda nasıl olacak?

ÖŞ: Yerli üretimin teşvik edilmesi bizim çocukluğumuzda da vardı. Yerli malı yurdun malı gibi...

MY- O zaman elma, portakal götürürdük ama beslenme çantalarımızda şimdi boyut değişti.

ÖŞ: Doğru boyut değişti. Şimdi yerlinin teşvik edilmesi yabancının zorlaştırılmasıyla olmaz. Biz Dünya Ticaret Örgütü’nün üyesiyiz, yani engeller koymak mümkün değil. Öte yandan işin tersini düşünün eğer biz yabancı malların Türkiye’ye girmesini engelleyici, kendimizi koruyucu önlemler alırsak ve herkes bunu yaparsa bu sefer bizim de ihracat yapma imkanımız kalamaz. Herkes birbirine mal satacak, bütün mesele dünya ölçeğinde rekabetçi olmaktır. Yerli malı ve yerli sanayiciyi teşvik etmenin yolu sağlıklı ve doğru kur politikasıdır. Dolayısıyla şu anda Türkiye’nin girdiği yolun bu olacağını düşünüyorum. Diğer taraftan bir takım korumacı önlemler hem ters teper, hem doğru olmaz. Geçmişte merkez bankası başkanlarımızdan birinin çok güzel bir lafı vardı: “Çocuğa 3 yaşına kadar bez bağlanır. Yürümesini öğrendikten sonra artık o rekabet dünyasına hazır olmalı ve kendini tutmasını da öğrenmelidir”. Şimdi biz tekrar yeniden bez bağlama dönemine girmemeliyiz diye düşünüyorum.

MY- Evet, ama yerli üretim yapan biri olarak bunu söylemeniz çok ilginç..

ÖŞ: Ama kur doğru bir yere geldiği zaman zaten biz dünyayla rekabet edebiliyoruz.

MY- Dünyayla rekabet edebiliyoruz derken de nasıl bir dünyayla rekabet ediyorsunuz ona bakmak lazım. Şimdi ihracat boyutu var ve ihracatçı olarak kurum değerlendirmesi istenilen birşey. Diğer pazarlara baktığımızda, örneği Avrupa ya da Kuzey Afrika dediğimizde sorunlardan bahsediyoruz. Siz son durumda nasıl sinyaller aldınız buralardan?

ÖŞ: Biz son 2-3 yılda hiçbir müşteri kaybetmediğimiz halde ihracat rakamımızda bir miktar gerileme yaşadık. Çünkü İngiltere de, İspanya da, İtalya da, Yunanistan da hepsi bizim müşterilerimizdi. Kuzey Afrika da tabiki. Bütün buralarda siparişlerde ciddi azalmalar yaşadık. Ama dünyada kaynaklar yok olmuyor. İmkanlar bir yerden bir yere el değiştiriyor. Biz bunları kaybederken Türkiye’nin Orta Doğu’da özellikle yıldızının çok yükselmesiyle birlikte Türkiye bir Avrupa ülkesi gibi görünmeye başladı. O taraflardan bize imkanlar doğmaya başladı. Onun için Avrupa’daki sıkıntı herkes gibi bizi de bir miktar etkileyecek. Geçenlerde bir bakanımız dedi ki “bundan 2 yıl önce Türkiye ihracatının % 56’sını Avrupa’ya yapıyordu şimdi bu % 46’ya düştü”. Demek ki Avrupa’daki bir sıkıntı kaçınılmaz olarak Türkiye’yi bir miktar etkiler ama Türkiye’de çok enerji ve girişimci bir ruh var. Yani bir yerde birşey eksildiği zaman derhal tırmalayarak başka yerler bulunuyor. Başbakanımız demişti ya teğet geçecek diye... 2001’de çok büyük bedeller ödedik fakat bunun karşılığı sağlam bir aşıyla bünye güçlendi. Şimdi başkalarını yatağa düşüren şeyler bizi şöyle hafif sarsıyor ama yolumuza devam ediyoruz. Bu konuda iyimserim.

MY- İyimsersiniz, peki bu iyimserlik aldığınız kararları uygulamada bir değişim de getirmiyor. O zaman önümüzdeki dönemlerde sizden yeni yatırım ve istihdam haberleri alır mıyız?

ÖŞ: Zannetmiyorum. Biz son 10 yılda çok büyük 2 yatırım yaptık. Şimdi bu yatırımın içini doldurup bunun kapasitesini arttırmakla meşgulüz. Yeni bir yatırım yapmayı planlamıyoruz. Ürün yatırımını kastetmiyorum. Bir bardak yapıyorsunuz, gelecek yıl daha değişik bir bardak yapmanız lazım. Daha ergonomik bir bardak gibi birşey yapmanız gerekiyor. O tür değişiklikleri kastetmiyorum. Ama yeni yatırımlar, yeni fabrikalar gibi şeyler düşünmüyoruz. İstihdama gelince, biz ve bütün Türkiye verimlilik kavramını artık içine sindirdi. Yani biz 4 yıl önce 700 kişiyle yaptığımız bu işi, şimdi 600 kişiyle yapabilir hale geldik. Daha verimli olmak lazım. Bütün dünyada, bütün işletmelerde, fabrikalarda, insanda hatta bütün ürünlerde ve cihazlarda verimlilik ön plana çıkıyor.

MY- Evet tasarruf ve verimlilik dediğimizde farklı farklı konularda, farklı farklı sonuçlarını konuşuyoruz. İstihdam dediğimizde böyle bir yansıması var. Elektrik ve doğalgaz zamlarından bahsettik. Sanayiye yansıması boyutuyla Sanayi Bakanı Nihat Ergün ile de konuştuk. Nihat Ergün, kapasitenin daralması gibi bir sonucun doğuracağına inanmıyorum dedi. Siz bu görüşe katılıyor musunuz?

ÖŞ: Üretim kapasitesini mi kastediyorsunuz?

MY- Evet evet, bazı sektörler tabi daha çok etkileniyor..

ÖŞ: Ben de üretim kapasitesinde bir azalma olacağını zannetmiyorum. Çünkü Merkez Bankası’nın yaptığı incelemelere göre sanayicinin üretim kapasitesi, daha doğrusu kapasite kullanma oranı giderek artmakta. Herhangi bir endişem yok ama elektrik, hidroelektrikten, foiloil ya da kömür gibi yakıtlardan elde ediliyor. Bütün bunlar doğal kaynaklar. Dünyada giderek azalıyor, pahalılaşıyor ve zorlaşıyor. Bütün dünya bunun mücadelesinde. E o zaman biz elektriği bunlardan üretiyorsak, hem elektriği hem de bu kaynakları daha az tüketen cihazlar yapmamız lazım.

MY- Tam da bu konuya gelecektim. Elektriğe zam tüketicide bu uyanışı getirdi mi? Tüketici A sınıfı cihazlara mı yöneldi, yoksa bütçe sarsılmasın diye C’den ve altından devam mı ediyor?

ÖŞ: Tüketici de durumun farkında ve bu farkındalık her geçen yıl daha da artıyor. Geçtiğimiz aylarda kombi ve kullanım alışkanlıkları araştırması diye bir araştırma yaptık. Hatta bazı çarpıcı sonuçları da medyaya yansıdı. Kombi ve klima alanların yaklaşık %40’ı enerji tasarrufuna bakarak karar veriyor. Yani eskiden marka nerdeyse %100’dü. Sonra marka fiyat devreye girdi. Şimdi %40’a yakın. Çünkü tüketici her ay kombi kullanıyorsa doğalgaz ve elektrik faturası ödüyor. Aynı zamanda gelen faturaları komşularıyla da mukayese ediyor. Şimdi buna backmarking deniyor.

MY- Piyasa araştırması yapıyor.

ÖŞ: Evet. Tüketici için yüksek verimli cihaz daha az enerji tüketen cihaz demektir. Klimada daha az elektrik tüketen, kombide ve merkezi sistemde de daha az doğalgaz yakan demektir.

MY- Peki tüketici daha çok bu ürünlere yönelirse, o zaman arz taleple rekabetin getirdiği sonuçlar o ürünlerin fiyatını biraz daha aşağıya çekebilir mi?

ÖŞ: Hiç kuşkusuz. Zaten daha az tasarruflu bir cihazı çok yüksek bir fiyata satmanız mümkün değil. Bir kere rekabet edebilir bir fiyatınız olacak. Ondan sonra da daha verim kazanacaksınız ve bu olimpiyat rekoru gibi hep bu rekor kırılacak. Her yıl daha aşağıya inecek. Daha önceki bir programınızda da bahsetmiş olabilirim. Klimanın Türkiye’ye ve gündeme gelişi aşağı yukarı 20 yıldır. 20 yılda fiyatı gerçek anlamıyla 10 defa düştü. Hayatımızda herşeyin fiyatı teknoloji ilerledikçe düşüyor. Bilgisayarları düşünün. Bugün 400 dolara bilgisayar alıyorsunuz. Bundan 5 sene önce belki 3.000 dolardı cep telefonları. İlk çıktığı zaman lükstü, şimdi cep telefonu olmayan yok. Yani teknoloji ilerledikçe zaten fiyat düşüyor. Fiyat hep aşağı trendi izliyor. Son yıllarda kombide de belli bir artış var. Fakat en hızlı artış yoğuşmalı kombide oldu. Yoğuşmalı kombi pazarı giderek büyüyor. Çünkü vatandaş daha yüksek tasarruflu cihaza para veriyor. Klima sektörüne baktığınız zaman sadece A sınıfı yetmiyor. İnverter klima denen, çok daha az enerji harcayan, daha ekonomik kullanılabilen bir segment var. Oradaki artış çok yüksek. Yani vatandaş faturayı her ay ödediği için o bilince çok çabuk varıyor.

MY- Peki şimdi yazı geride bıraktık, nasıl bir yazdı? Aslında havaları şöyle bir düşününce Haziran yağmurlu geçmişti. Çok sert sıcakların geçtiği bir ay gibi bir dilim vardı. Şimdide bir bahar havası, bir soğuma. Tüm dünyadaki hava koşullarını göz önüne alırsak nasıl bir yaz mevsimi yaşadık?

ÖŞ: Geçen yıla göre iyiydi. Yani Türkiye’de satılan klima miktarı bu yıl aşağı yukarı 750.000 tane olacak. Geçen sene bu rakam 650.000’di.

MY- Bireysel mi, kurumsal mı daha etkili?

ÖŞ: Ben bireysel klimaları söylüyorum. Evde gördüğünüz ölçülebilir olduğu için. Ama bu 2009’da aşağı yukarı 550.000’di. Yani 2 yılda artış var fakat 2007, 2008’de bu 1.000.000’du. % 45 civarında bir düşüş olmuştu. Onun için son 2 yıl birbirinden iyi oldu. Kombiye baktığımız zaman klimadan çok daha çabuk kendini toparladığını gördük. Aşağı yukarı 1 milyar dolara yakındı ısıtma pazarı. 2008’de % 40 civarında 2009 kriziyle beraber bir büzülme yakalamıştı 2010’da aşağı yukarı bu geri döndü. 2011’de hemen hemen 2008’i de geçti. Bunun sebebi de inşaat sektöründeki hızlı gelişme. Gazeteleri açın bakın, çarşaf çarşaf inşaat haberleri var.

MY- Büyümede biraz olsun bir fren var. İnşaatta da bunu hissediyor musunuz?

ÖŞ: Hayır. Bizim sektör açısından inşaat sürekleyici bir sektördür. Çünkü ısıtması yani kaloriferi, kazanı olmayan inşaat olmaz. Klimasız olabilir. İnşaat sektörü hızlı gitti mi arkasından bizim sektörde de bir büyüme gelecektir demektir. Onun için biz klimada da ısıtmada da iyi ortalama yakaladık. Neredeyse 2008 senesinin 1,5 milyar dolarlık hacmini sektör olarak yakaladığımızı düşünüyorum. Gelecek yıl eğer büyük sarsıntılar olmazsa ki ben gelecek yılın 2011’den daha kötü olmayacağını kişisel olarak tahmin ediyorum.

MY- Daha iyi mi olacak?

ÖŞ: Daha iyi olur mu bilmiyorum ama böyle iyi bir seneden sonra biraz soluklanmak gerekir. 100 metre koşucuları bakıyorsunuz bir rekor kırıyor, ondan sonra dinleniyor ikinciyi koşmak için. Biraz daha beklemesi gerekir. İyi bir sene olacağını ümit ediyorum.

MY- Umarız öyle olur, umutlar karşılıksız kalmaz, yayınımıza katıldığınız için teşekkür ediyorum.

ÖŞ: Ben de size teşekkür ediyorum.

Tümünü Temizle
Karşılaştır